18 güzel insanla aynı fotoğrafta olmak – Evrensel (Hakan Koçak)

11 Eylül 2016

KOÜ’den ihraç edilen Hakan Koçak: 18 güzel insanla birlikte, onurla duruyoruz, hep birlikte bir ‘geri döndük işte’ fotoğrafında gülümseyene dek…

Hakan KOÇAK

1 Eylül gecesi ismimi 18 meslektaşımla birlikte Resmi Gazete’ye koydular. Sonra da dostlar sağolsun bu 18 güzel insanla birlikte fotoğraflarımızdan bir tablo hazırlayıp dolaşıma soktular sosyal medyada. Bu arada gerçekte daha da büyük bir listenin, çeşitli üniversitelerden 44 arkadaşımızın yer aldığı bir resmin parçası olduğumuzu anladık sonra. Biz Kocaeli Üniversitesinin farklı bölümlerinden, farklı geçmişlerden, farklı hayatlardan 19 barış imzacısıyız. Bir bölümüyle iyi tanışırdım, birlikte sendikamız Eğitim Sen’de ortak mücadele yürütürdük, bir bölümünü uzaktan tanırdım, bazısını ise bu vesileyle tanıdım. İyi ki de tanımışım. Hani son zamanlarda “hepsi o fotoğraftaydı” filan diye insanların Cemaatle geçmişteki ilişkileri teşhir ediliyor ve ayıplanıyorlar, suçlanıyorlar ya; hani fotoğraftakiler de kem küm ediyor, açıklama getiriyorlar ya… Vallahi ben bu fotoğrafta olmaktan kendi adıma gurur duyuyorum. Bir yandan da mahcup oluyorum. Fotoğraftaki her bir meslektaşım ilgili oldukları bilimsel disiplinin en yetkinleri, insani, entellektüel gelişkinlikleri göz kamaştırıcı. Ben de bir imza attım diye hasbelkader onlarla bu fotoğrafta yer alabildim ya; ne mutlu bana. Evet “hepimiz ordaydık be”, “o fotoğraftaytık” ve “ben de oradaydım” diyebileceğim bir tablo. Bizi bu fotoğrafta bir araya getirenlere teşekkür edeceğim neredeyse.

Aramızda laboratuvarından hiç çıkmayan da var, siyasi aktivist olan da; evinden, kütüphanesinden ayrılmayan da var, sahada koşturup veri toplayan da; tıpçı, mühendis de var, sosyal bilimci de; meslek yaşamının başlarında olanımız da var, emekliliğini hak etmiş olanlar da… Ama hepimizi ortaklaştıran üç şey var: Vicdan, ilkeler ve bilimsel bakış açısı. Biz kanun hükmünde kararname ile ihraç edilmemizin asıl nedeni olan barış bildirisine bu üç şeyden hareketle atmıştık imzalarımızı. Bebeklerin ölü bedenlerinin buzdolaplarında saklanmasına vicdanımız el vermediği için, herkes için ve her durumda insan haklarını, başta yaşam hakkı olmak üzere, savunduğumuz için ve bilim insanları olarak sosyal, tarihsel derinliği olan bir sorunun silahlı yöntemlerle çözülemeyeceğine dair bilimsel kavrayışımızdan dolayı attık o imzaları. O günden bugüne yaşanan her gelişme de maalesef ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi barış istemekte. Ölen gencecik mehmetçiklerin, dağlarda yitip giden Kürt gençlerinin ailelerinin, evsiz barksız kalan yurttaşların, bu ülkenin geleceği için gerçek bir kaygı duyan her sağduyu sahibinin bizim haklılığımızı teslim ettiklerini biliyoruz. Ortalığı saran korku iklimi belki seslerinin çıkmasını önlüyor ama bu memlekette barışa aç ne kadar çok insan olduğunu biliyoruz biz. Günlük siyasi çıkarlar için ilan edilen çözüm süreçleri değil, gerçek, saf haliyle bir barış bizim gönlümüzden geçen.

Ama barış imzaları bizim öykümüzün tamamı değil. Bizim yaşadıklarımız bir süredir Türkiye üniversitelerinde yaşanan büyük tasfiyenin, üniversite olmaktan çıkış sürecinin de bir parçası da öte taraftan. Üniversitelerde laiklikten, demokrasiden, özerklikten uzaklaşma son yıllardır hızlanarak devam ediyor. Nitelikli bir kamu hizmeti alanı olarak üniversite eğitimini hem savunan hem de mesleki pratikleri ile bunu yaşama geçirmeye çalışan akademisyenler farklı biçimlerde tasfiye ediliyorlar üniversitelerden. Üniversiteye adını, kimliğini veren evrensel değerlerden, bilimsel ilkelerden uzaklaşma ile akademisyenlerin güvencesizleşme süreci birbirine paralel işliyor. Sermayenin üniversiteye nüfuzunu derinleştiren, egemenliğini artıran politikalarla, dogmalara dayalı, bilimle ilgisi olmayan fikirlerin, etkinliklerin, kadroların akademik alanı işgal etmesi eş zamanlı olarak gerçekleşiyor. Biz o fotoğraftakiler işte tüm bunlara karşı karınca kararınca mücadele edenleriz. Yani üniversite biziz aslında. Gerçek bir üniversitenin sahip olması gereken değerleri derslerinde, yazılarında, eylemlerinde ortaya koymaya çalışanlarız biz. Dolayısıyla üniversiteyi üniversite olmaktan çıkarmaya çalışan çok kollu canavarın karşısına dikilmiş birer bilim şövalyesiyiz bizler. Toplum için, hakikatin peşinde, her türden resmi ideolojinin esiri olmadan, eleştirel bilim yapmak bizim temel derdimiz, misyonumuz.
O uğursuz 1 Eylül gecesi kararnamesinden bu yana bizimle gösterilen dayanışma gerçekten göz yaşartıcı. Bu nedenle bizim umutsuz olmaya hakkımız yok. İşte o yüzden gülümsüyoruz o fotoğraflarda. Korku iklimini yenip dayanışma gösteren meslektaşlarımızın, bizleri yalnız bırakmayan talebelerimizin, arkamızda sapasağlam duran sendikalarımızın, meslek örgütlerimizin, ailelerimizin, dostlarımızın hakkı var üzerimizde. Onların bize taşıdıkları  umutları var. Ama anımsatmak isterim ki bizimle gösterilecek dayanışma 19 mağdurun yanında olmakla sınırlı değil, olmamalı. Kararnamelerle, yasalarla, türlü idari işlemlerle süren üniversitenin büyük tasfiyesinin karşısında durmak mesele. Kararnamelerle bize yaşatılan yargısız infazların çoğalmaması için, aralanan bu kapının tümüyle açılmadan kapatılması için mücadele verilmeli. Moda deyimle “büyük fotoğrafı” da kaçırmamak gerekiyor yani. Biz o büyük fotoğraf içinde bir yerlerdeyiz, 18 güzel insanla birlikte, onurla duruyoruz, hep birlikte bir “geri döndük işte” fotoğrafında gülümseyene dek…

Kaynak: https://www.evrensel.net/haber/290015/18-guzel-insanla-ayni-fotografta-olmak